Meme kanseri hâlâ en sık 50 yaş üzerindeki kadınlarda görülse de, 40 yaş altı ve 40–49 yaş aralığında hafif ama anlamlı bir artış eğilimi vardır. Bu nedenle “meme kanseri yaşı gençleşiyor” ifadesi tamamen yanlış olmasa da, hastalığın esas yükünün hâlâ orta ve ileri yaşta olduğunu unutmamak gerekir. Genç kadınlarda görülen meme kanserleri daha agresif alt tiplerle ilişkili olabilir ve doğurganlık, kariyer, aile yaşamı gibi alanlarda ek zorluklar yaratır. Aile öyküsü, genetik mutasyonlar, yaşam tarzı faktörleri ve hormonal-etmenler genç yaşta meme kanseri riskini artırabilir; bu nedenle memede fark edilen her yeni değişiklikte yaşa bakılmaksızın bir meme cerrahına başvurmak büyük önem taşır.
Meme küçültme ameliyatı meme kanseri riskini azaltır mı? Bilimsel çalışmalar, reduksiyon mamoplasti sonrası meme kanseri görülme oranının genel popülasyona göre daha düşük olabileceğini gösteriyor. Ameliyat sırasında meme dokusunun bir kısmı çıkarıldığı için, hem kanser gelişebilecek hücre sayısı azalıyor hem de çıkarılan dokunun patolojik incelemesi ile gizli lezyonlar erken yakalanabiliyor. Ancak risk sıfırlanmıyor ve düzenli mamografi–USG taramaları devam etmeli.
Meme silikonu (implant) meme kanseri riskini artırır mı? Mevcut bilimsel veriler, silikon implantların klasik meme kanseri riskini artırmadığını gösteriyor. Ancak çok nadir görülen BIA-ALCL adlı implant ilişkili lenfoma, özellikle bazı tekstürlü implantlarla ilişkilendiriliyor. Bu yazıda, meme implantlarının kanserle ilişkisi, BIA-ALCL riski, dikkat edilmesi gereken belirtiler ve hangi durumlarda doktora başvurmanız gerektiği detaylı olarak anlatılmaktadır.
Meme silikonlarının 10 yılda otomatik olarak değiştirilmesi zorunlu değildir. Modern silikon implantlarda 6–10. yıllardan sonra rüptür ve kapsül sertleşmesi riski artsa da, değişim kararı süreye göre değil; rüptür, sertleşme, şekil bozukluğu, ağrı ve estetik beklentilere göre verilir. Bu yazıda, “Meme silikonları ne zaman değişmeli, 10 yıl sonra değişmesi gerekir mi?” sorularına güncel bilimsel veriler eşliğinde yanıt bulabilirsiniz.
Mammografinin kaç yılda bir yapılacağı; menopozdan çok yaş ve kişisel risk profiline göre belirlenir. Türkiye’de ulusal tarama programı, 40–69 yaş arası ortalama riskli kadınlarda 2 yılda bir mamografiyi önerirken, bazı uzman rehberler özellikle 40–54 yaş arası ve riskli gruplarda yıllık mamografiyi destekler. Aile öyküsü, genetik risk, meme yoğunluğu ve önceki biyopsi sonuçları tarama sıklığını etkiler. Bu nedenle “her sene mamografi şart mı?” sorusunun yanıtı herkeste farklıdır; en doğru tarama aralığı, meme cerrahınız ve radyoloğunuzla birlikte, rehberler ve kişisel riskleriniz göz önüne alınarak planlanmalıdır.
Bu yazı, “Bende görülen tip hangi meme kanseri türü?” sorusuna yanıt vererek meme kanserinin tek tip bir hastalık olmadığını, farklı hücre tipleri (duktal, lobüler ve nadir alt tipler), in situ / invaziv ayrımı, hormon reseptörleri (ER/PR), HER2 durumu, grade ve Ki-67 gibi biyolojik özelliklere göre sınıflandığını açıklar. Patoloji raporunda yer alan bu bilgilerle tümörün biyolojik “kimliği” ortaya konur ve ameliyat şekli, aksilla cerrahisi, kemoterapi, hormon tedavisi, akıllı ilaçlar, immünoterapi ve radyoterapi gibi tüm tedavi planı bu kimliğe göre kişiye özel olarak şekillendirilir. Yazı ayrıca, patoloji raporunu okurken nelere dikkat edilmesi gerektiğini ve “Benim tipim kötü mü?” kaygısının neden tek bir kelimeyle cevaplanamayacağını, her hastanın bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgular.
“Meme kanseri evresi hesaplayıcı” ile raporlarınızdaki T, N ve M değerlerini girerek yaklaşık olarak meme kanseri evrenizi görebilirsiniz. Bu araç sadece ön bilgilendirme amaçlıdır; kesin evreleme ve tedavi planı mutlaka deneyimli bir uzman meme cerrahı tarafından, raporlarınız ve görüntülemeleriniz birlikte değerlendirilerek yapılmalıdır.
BI-RADS 6, meme görüntülemesinde görülen bir lezyon için patolojik olarak meme kanseri tanısı zaten konmuş olduğunu ifade eden kategoridir. Tarama amaçlı ilk değerlendirmelerde değil, biyopsi veya cerrahi sonrası tanısı kesinleşmiş hastalarda kullanılır. Güncel BI-RADS kılavuzlarında, BI-RADS 6 kategorisinin evreleme, cerrahi planlama, neoadjuvan tedavi yanıtını değerlendirme ve olası nükslerin görüntülenmesinde özel bir rolü olduğu vurgulanmaktadır. BI-RADS 6 sonucu alan hasta için temel amaç, tanıyı sorgulamaktan çok, en doğru ve kişiselleştirilmiş tedavi planını oluşturmak olmalıdır.
BI-RADS 5, meme görüntülemesinde görülen bir lezyonun çok yüksek olasılıkla malign olduğunu ve kanser ile tipik olarak uyumlu görünüm sergilediğini ifade eder. Malignite riski genellikle %95’in üzerindedir ve güncel BI-RADS kılavuzları, bu hastalarda gecikmeden biyopsi ve tedavi planlaması yapılmasını vurgular. BI-RADS 4C ile 5 arasındaki temel fark, görünümün ne kadar tipik olduğu ve malignite olasılık düzeyidir; BI-RADS 6 ise patoloji ile tanısı zaten kesinleşmiş olgular için kullanılır. Doğru zamanda yapılan biyopsi, evreleme ve kişiselleştirilmiş tedavi planı ile pek çok BI-RADS 5 olgusunda başarılı sonuçlar elde edilebilir.
BI-RADS 4, meme görüntülemesinde saptanan bir bulgunun şüpheli olduğunu ve biyopsi gerektirdiğini ifade eden kategoridir. 4A, 4B ve 4C alt grupları sırasıyla düşük, orta ve yüksek düzeyde şüphe anlamına gelir ve yaklaşık malignite oranları %2–%10, %10–%50 ve %50–%95 aralığindadır. Son BI-RADS kılavuzları, bu alt grupların tutarlı kullanılmasını vurgulamakta ve mamografi, USG, MR üzerinden örneklerle açıklamaktadır. BI-RADS 4 sonucu kesin kanser anlamına gelmez; ancak tanının gecikmemesi için güncel rehberlere göre doku tanısı şart kabul edilir.